|

|

Rahman ve
Rahim olan Allah’ın Adı İle...
Şüphesiz ki hamd Allah’a aittir, O’ndan yardım diler ve O’na
istiğfar ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden
Allah’a sığınırız. Allahu Teala kime hidayet ederse onu saptıracak ve kimi de
saptırırsa ona hidayet edecek yoktur. Allah’tan başka ilah olmadığına, tek olup
ortağının bulunmadığına, Muhammed’in Sallallahu Aleyhi ve Sellem O’nun kulu ve
Rasulü olduğuna şehadet ederiz.
Allahu Teala
şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Allah'tan, O’na yaraşır şekilde korkun ve
ancak Müslümanlar olarak can verin.” (3 Ali İmran/102)
“Ey
İnsanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan eşini var eden ve ikisinden pek
çok erkek ve kadın meydana getiren Rabbinizden sakının. Kendisi adına
birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'ın ve akrabanın haklarına
riayetsizlikten de sakının. Allah şüphesiz hepinizi görüp gözetmektedir.” (4
Nisa/1)
“Ey iman
edenler! Allah'tan sakının, dürüst söz söyleyin de Allah işlerinizi kendinize
yararlı kılsın ve günahlarınızı size bağışlasın. Kim Allah'a ve Peygamberine
itaat ederse, şüphesiz büyük bir kurtuluşa ermiş olur.” (33 Ahzab/70-71)
Rasulullah Sallallahu Aleyhi
ve Sellem şöyle buyurur: “Ameller ancak niyetlerledir. Herkes niyetinin
karşılığını alır. Kim Allah’a ve Rasulü’ne hicret ediyorsa, hicreti onlara
olur. Ama kim bir dünyalık elde etmek veya bir kadınla evlenmek için hicret
ediyorsa, onun hicreti onadır.” (Buhari ve Müslim)
Şüphesiz sözlerin en doğrusu
Allahu Teala’nın Kitabı; hidayetin en hayırlısı, Muhammed’in Sallallahu Aleyhi
ve Sellem gösterdiği yoldur. İşlerin en kötüsü sonradan ortaya çıkanlarıdır.
Sonradan ortaya atılan herşey bid’attır. Her bid’at sapıklık, her sapıklık ise
ateştedir.
Ey Rabbimiz!
İşimizde aşırılığa kaçmışsak veya ihmalkar davranmışsak veya unutmuş ya da hata
etmişsek bizi bundan dolayı hesaba çekme, hatalarımızı ıslah eyle, şüphesiz
sen, kulların hakkında merhameti seversin... Ey Rabbimiz!
çekiştiğimiz ya da birleştiğimiz meseleleri senin razı olduğun hale çevir... Ey
Rabbimiz! Sen bize cennetleri verdin, bizden ise mal ve canlarımızı istedin...
Sen bu alışverişte cömert davrandın ve vaadinden dönmedin ki sen zaten
vaadinden dönmezsin... Ey Rabbimiz! Sana sığınırız... Bizi senden, rahmetinden,
mağfiretinden, rızandan, cennetinden, altlarından ırmaklar akan köşklerden
mahrum eyleme.. Ey Rabbimiz! Bizi senin yolunda yaşamaktan, ölmekten,
yorulmaktan, üzülmekten, sevinmekten, uykusuz kalmaktan ve çabalamaktan mahrum
eyleme... Ey Rabbimiz! Bizler senden, dininden, yolundan, nebinden razı olduk,
Sen de bizlerden razı ol... Yolumuzu aç, işimizi kolaylaştır, sabrımızı artır,
ilmimizi artır, imkanlarımızı artır, imanlarımızı artır... Ey Rabbimiz!
Şüphesiz koşmak ve koşturmak, uykudan ve gafletten kurtulmak ancak ama ancak
Senin lütfun ve yardımın ile olur... Rabbimiz yardım eyle... Bizleri razı
olduklarından eyle... Ayaklarımızdaki, akıllarımızdaki, ruhlarımızdaki ve
kalplerimizdeki bağı çöz... Allahumme amin...
Allahu Teala şöyle buyurur: “Hatırlat, şüphesiz hatırlatmak mü’minlere fayda
sağlar.” (87 A’la/9) Evet! Bu çalışmayı hazırlamamızın gayelerinden birisi de
işte bu emri yerine getirebilmektir. Yani hatırlatmak.. Öncelikle Allah’ı ve
dinini hatırlatmak.. Hatırlayın ki ey Müslümanlar, bizler Allah içiniz, O’na
ibadet için yaratıldık, yeryüzüne getirilmemizin asıl gayesi O’na ibadettir..
Şüphesiz insan acizdir, unutkandır ve pek nankördür... Bu nedenle birbirimize
hatırlatmamız gerekir.. Zira ne de çabuk unutuyoruz verdiğimiz sözleri,
verdiğimiz ahitleri...
Şüphesiz dünya imtihan yeridir...
Bununla birlikte dünyada mutlaka herşey sınırlıdır... Acı da sınırlı, tatlı da
sınırlı... Bu imtihanın kademeleri vardır... İlk kademe küfürden, şirkten çıkıp
imana girmektir... En önemli ve en büyük mesele budur dünyada... Kişi Allahu
Teala’nın dinini hakim kılabilmek için küfrü tercih edemez... Kişi davet
edebilmek için, cihad edebilmek için küfrü tercih edemez.. Şüphesiz insan ve
cinlerden olan şeytanlar, bazı hayalleri kişinin gözünde canlandırarak onu
kötülüklere sürükler... Fakirlikten korkutarak birçok kötülüğe sürüklemesi
gibi... Allahu Teala şöyle buyurur: “Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size
kötülüğü emreder. Allah ise size kendi katından mağfiret ve bir bolluk
vaadediyor. Allah ihsanı bol olandır. Hakkıyla bilendir.” (2 Bakara/268)
Yeryüzünde
yerine getirmekle sorumlu olduğumuz bir takım ibadetler ve hedefler
bulunmaktadır. Şüphesiz bu ibadet ve hedefler Allah ve Rasulü tarafından
bizlere bildirilmiştir. Bir başkasının, kulların yerine getirmeleri amacıyla
ibadet ve hedef belirleme gibi bir hakkı bulunmamaktadır. Aynen bunun gibi bu
ibadetlerin şekilleri, keyfiyeti ve yine bu hedeflere ulaşmak için kullanılacak
araç ve yollar da yine Allah ve Rasulü tarafından bizlere bildirilmiştir. Allah
ve Rasulü tarafından bildirilen bu araç ve yollar dışında ortaya konulan araçlar şüphesiz şer’i değildirler ve Allah katında kabul
olunmazlar. Çünkü Allah katında tek din, İslam’dır. Allahu Teala şöyle buyurur:
“Şüphesiz Allah nezdinde (makbul) din İslam’dır.” (3 Al-i İmran/19) Yine
Rabbimiz şöyle buyurur: “Kim İslam’dan başka bir din ararsa, ondan asla kabul
olunmaz ve o, ahirette zarara uğrayanlardan olur.” (3 Al-i İmran/85)
İslam, bir
hayat nizamıdır, yaşam biçimidir. Bütün bir hayatı, ölümü ve ölümden sonraki
dönemi kapsar. İslam sadece hedefler belirlemiş değildir. Aynı zamanda bu
hedeflerin keyfiyetini ve ulaşılması için kullanılacak yollar ile bu yolların
keyfiyetini de belirlemiştir. Mesela sadece namaz kılmak ile bizleri sorumlu
tutmamış, aynı zamanda namazın keyfiyetini ve namaz kılmak için uymamız gereken
yolları da bize bildirmiştir. Peki buna göre abdest almadan namaz kılan bir
kişinin durumu nedir? Eğer o kişi cahil ise ve bu cehaleti, muteber ise
şüphesiz bu namazı nedeni ile Allah katında mazur olması umulur. Ancak cahil
değil ise veya cehaleti muteber değil ise şüphesiz alnını hiç secdeden
kaldırmasa, kılmış olduğu namazın her bir rekatında Allahu Teala’nın Kitabı’nın
tamamını kıraat olarak okusa bile bu kişinin namazı muteber değildir. Ahiret
gününde hüsrana uğrayacak olanlardandır. Halbuki bu kişi emek vermiş, belki
saatlerce kıyamda durmuş, secde etmiş ve belki de kıraatinin uzunluğu nedeni
ile ayakları şişmiştir... Dolayısıyla Allahu Teala, yerine getirilen şer’i bir
emri, şer’i bir yol ile yerine getirilmediği sürece kimseden kabul eylemez.
Aynen münafıkların cihadını kabul eylemediği gibi. Halbuki onlar, Nebi
Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birçok gazvede bulunmuşlar ve belki de mallar
feda edip canlar vermişlerdi.. Ama bununla birlikte münafıklar, bütün amellerin
kabul olması için en önemli ve ilk şart olan Allah’ı birlemek ve tağutlardan
uzak durmak emrini yerine getirmediler.. Yani imanın aslı konusunda Allah’a
itaat etmediler.
Günümüzde de
maalesef birçok kişinin durumu bu münafıkların durumuna benzemektedir. Bununla
birlikte bu münafıklardan en önemli farkları, çoğunun kendisinin iyi bir hal
üzere olduğunu düşünmesidir. Bunun maalesef birçok örneği bulunmaktadır. Şirk
olan demokrasi ve buna benzer batıl yollar ile Allahu Teala’nın dininin hakim
kılınmaya çalışılması veya müzik gibi caiz olmayan vasıtalar ile Müslümanların
iyiliğe teşvik edilmesi bunlardan sadece ikisidir. Halbuki bunlar şeytanın
aldatmacasından başka bir şey değillerdir ve birisi şirk iken diğeri büyük
günah niteliğindedir. Müslümanlar şer’i yolları terkettikleri oranda, Allahu Teala’nın yardım vaadinden mahrum kalmışlar ve
Kitap ve Sünnet’i bırakıp akıllarına tabi olarak ortaya koydukları bu tür
vasıtalar nedeni ile oldukça zelil bir duruma düşmüşlerdir. Bundan daha da kötüsü, işlenen bu suçlardan
bazıları artık büyük günah noktasından da öte şirk ve küfür boyutuna ulaşmıştır.
Şeyhu’l-İslam
İbn-i Teymiye’nin Rahimehullah bu konuda bir fetvası vardır. Ona Ehl-i
Sünnet’ten olan bir kişinin davet yöntemi ile ilgili bir soru soruldu. Hakkında
soru sorulan bu kişi, döneminde saygı duyulan bir kişi idi ve kendisine büyük
günahlar işlemek, yol kesmek, adam öldürmek gibi fiiller işleyen bir grubun
durumu haber edildi. Bu kişi, kendisine durumları haber edilen bu grubun doğru
yolu bulmalarına sebep olmak istiyordu. Ancak bu isteğini bir türlü
gerçekleştirememişti. Son çare olarak onlara içerisinde kötü bir söz olmayan ve
davetinin bulunduğu sözleri içeren bir türkü hazırladı ve bunu def eşliğinde
onlara dinletti. Bunun üzerine bu gruptan bir çoğu kötülükleri işlemeyi
terketti. Şeyhu’l-İslam İbn-i Teymiye Rahimehullah bu gruba böyle bir yöntem
ile davetini ulaştıran adam hakkında özetle şunları söylemektedir: “Böyle bir
yöntem bid’attir. Davet için Allah Rasulü’nün Sallallahu Aleyhi ve Sellem
yöntemi bizim için yeterlidir.” (Mecmuu’l-Fetava, 11/337)
Elde edilen
neticeler iyi bile olsa, İslam dininde amaca ulaşmak için kullanılacak her
türlü araç mübah değildir. Müslümanın amacı, büyük ve temiz olduğu gibi, bu
amaca ulaşması için kullandığı araçlar da böyle olmalıdır.
Netice
olarak bilinmektedir ki dünyada en büyük maslahat Tevhid ve en büyük bozukluk
ise şirktir. Bu büyük maslahata zıt olan bütün diğer maslahatlar
reddedilmiştir. Bizim de burada dikkat çekmek istediğimiz nokta, müziğin caiz
olmadığı meselesi değildir. Zira şu an Muhammed Ümmet’i arasında yayılmış olan
kötülüklerin en büyüğü Tevhid’in neredeyse terkedilmiş olmasıdır. Bütün diğer
kötülükler bu aslın ihmalinden kaynaklanmaktadır. Asıl olan Allah’a kulluk
ve tağutlardan beri olma terkedilince diğer suçlar peşi peşine gelmiş ve ümmet
dininden uzaklaşmıştır. Halbuki bütün Nebi’lerin ilk daveti Allah’a kulluk ve
tağutlardan uzaklaşma olmuştur. Bütün helal ve haramlar bu emrin yerine
getirilmesi ile kişi hakkında bağlayıcı olmaktadır. Tağutlar, ümmetin bu
gafletinden istifade etmiş ve onları asıl gayelerinden uzaklaştırarak, yan
gayeler ile meşgul etmiş, böylece de kendi tahtlarını sağlamlaştırmışlardır.
Müslümanların parçalanması, kuvvetlerini yitirmeleri ve dinlerinden
uzaklaşmalarının asıl nedeni budur... Tabi ki bu bir anda olmamış ve kademeli
olarak cahil kalmakla bu seviyeye gelinmiştir. Bu cahil kalma konusunda da asıl
suçlular maalesef dış mihraklar değil, bizzat Müslümanların kendileridir.
Bizler de bu
meseleyi Müslümanlara hatırlatmak istedik. Şüphesiz bilgimizin, yaptıklarımızın ve şahıslarımızın kemalini
iddia etmiyoruz. Bilakis zayıflığımızı ve muhtaçlığımızı ikrar ediyoruz. Bu
ikisini giderecek olan ise ancak ve ancak Rabbimizdir. Bununla birlikte
şüphesiz mü’minler birbirinin kardeşleridirler ve birbirlerine hakkı ve sabrı
tavsiye etmek ile yükümlü kılınmışlardır.
Şüphesiz
anlatmak istediklerimiz burada yazdıklarımızdan daha da fazladır. En önemli
ricamız birbirimiz hakkında hüsn-ü zannı bırakmamak ve hak konusunda azimli
olmaktır. Çünkü bizler beşeriz... Beşer ise şaşar... Beşer zayıftır...
Korkar... Eğer Rabbi ona işini kolaylaştırmazsa Firdevs’in yolunu gözü kolay
kolay yemez...
Şüphesiz imanları oranında, Müslümanlar arasındaki birlik ve beraberlik devam
edip, güçlenecektir. Allah’a ve Rasulü’ne Sallallahu Aleyhi ve Sellem itaatimiz
nisbetinde, kendi aramızdaki vahdet de kuvvetlenir. Zira Rabbimiz şöyle
buyurmaktadır: “Hakikaten onlar, Rablerine iman etmiş gençlerdi. Biz de onların
hidayetini arttırdık.” (18 Kehf/13)
“Ve
(Allah), onların kalplerini birleştirmiştir. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi
verseydin, yine onların kalplerini birleştiremezdin, fakat Allah onların
aralarını bulup kaynaştırdı. Çünkü O, mutlak galiptir, hikmet sahibidir.” (8
Enfal/63)
Bu
ayetlerden kesin anlıyoruz ki, mü’minleri bir araya getirecek ve birbirlerini
sevmeyi sağlayacak tek neden imandır. İmanımız ne kadar güçlü olursa,
aramızdaki birliktelik de o kadar güçlenir. İmanımızın güçlü olması ise Allah’a
ve Rasülü’ne itaat etmemize bağlıdır. Zira Rabbimiz şöyle buyurur: “Eğer bir
hususta anlaşmazlığa düşerseniz Allah’a ve ahirete iman ediyorsanız onu Allah’a
ve Rasul’e götürün.” (4 Nisa/59)
“O halde siz
(gerçek) mü’minler iseniz Allah’a ve Rasulü’ne itaat edin.” (8 Enfal/1)
Bedir
gazvesi Allahu Teala tarafından bu ümmete bahşedilmiş son derece önemli ve
büyük bir zafer olmasına rağmen, bu gazvenin peşinde mü’minleri şaşalı bir
şekilde öven ve büyük kahramanlıklarla niteleyen ayetler inmemiştir. Tam aksine
içinde Rasulullah’ın Sallallahu Aleyhi ve Sellem ağlamasına neden olan ve ilk
ayetleri, mü’minlerin bu gazvede yapmış oldukları hatalarını ve imana aykırı
olan hareketlerini, duygularını ve düşüncelerini ele alan ve bunlardan
sakınmalarını öğütleyen Enfal Suresi inmiştir. Çünkü Allahu Teala’nın istediği
bizim ona gerçekten iman etmemizdir. Sahabenin Bedir ganimetleri ile ilgili
olarak kendi düşüncelerini ileri sürmeleri üzerine Allahu Teala bunun hükmünün
Allah ve Rasulü’ne ait olduğunu bildirmiş ve gerçek mü’minlerin niteliklerini
bize haber vermiştir. Tüm surelerde olduğu gibi bu surede de Allahu Teala bize
imanı anlatmaktadır.
İman, Kitap
ve Sünnet’te beyan edildiği şekli ile ölene kadar hayatımızın her anını kapsar.
Mesela Şura Suresi’nde, mü’minlerin işlerini, aralarında istişare ile
yaptıkları bildirilmektedir. Binaen aleyh istişare etmemek imana aykırıdır.
Bakara Suresi’nde boşanmış kadınların, Allah’a ve ahiret gününe iman
ediyorlarsa iddetlerini gizlememeleri istenmiştir. Binaen aleyh gizlemeleri
imana aykırıdır. Nisa Suresi’nde kafirlere karşı önlem alınması, tedbirli
olunması, silahlanılması emredilmekte ve kafirlerin, silah ve mal konusunda
bizlerin gafil olmamızı arzu ettikleri bildirilmektedir. Allahu Teala şöyle
buyurur: “Hem tedbirli bulunsunlar hem de silahlarını alsınlar. Kafirler siz
silahlarınızdan ve eşyanızdan gafilken size ansızın bir baskın yapmayı arzu
ederler.” (4 Nisa/102) Binaen aleyh imkan bulunduğu halde bunu yapmamak imana
aykırıdır.
Eğer
başımıza bir musibet geliyorsa bu bizden kaynaklanmaktadır. Allahu Teala şöyle
buyurur: “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda olduğunuz
sürece sapmış olan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Artık
O, size yaptıklarınızı bildirecektir.” (5 Maide/105) Ama aynı zamanda bu bir
imtihandır. Mü’minler, bu musibetin Allah’ın takdiri olduğuna iman edip,
Allah’a boyun eğerek sabrederler ve isyan etmezler. Allahu Teala’ya istiğfar
ederler ve bu musibetin ecrini yalnız ondan isterler. Bu musibet onların
fıkıhlarını arttırır. Şöyle ki onlar bu musibeti fiilen yaşamış olmakla, Allahu
Teala’nın şer’i ve kevni kaderinin ne kadar hassas olduğunu anlarlar ve Allahu
Teala’nın mutlak hakimiyetini öğrenmiş olurlar. Böylece mü’minler, imanları
daha da güçlenmiş olarak Allah’ın dinine dönerler ve bu dini daha kamil manada
yaşamaya devam ederler. Aynen Uhud’dan sonra mü’minlerin yaptıkları gibi... Bu
musibette şehit olanlar ise zaten büyük bir ecre nail olmuşlardır.
Gevşemek yok, usanmak yok, ümitsizliğe kapılmak yok. Çünkü eğer ecir varsa
niçin üzüleceğiz? Eğer cennete gireceksek neden ümitsizliğe kapılacağız? Allahu
Teala emrettiyse mü’minler teslim olup güçleri oranında amele koyulurlar.
Rabbimiz şöyle buyurur: “Allah’a ve Peygamber’e itaat edin ki rahmete nail
olasınız. Rabbinizin bağışına ve takva sahipleri için hazırlanmış olup
genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun! O takva sahipleri ki,
bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları
affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever. Yine onlar ki, fahiş
bir iş yaptıklarında ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı hatırlayıp
günahlarından dolayı hemen tevbe ederler. Zaten günahları Allah’tan başka kim
bağışlayabilir ki! Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde bile bile ısrar
etmezler. İşte onların mükafatı, Rableri tarafından bağışlanma ve altlarından
ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlerdir. Böyle amel edenlerin
mükafatı ne güzeldir!” (3 Al-i İmran/132-136)
Eğer, Allahu Teala’nın dinine yardım olacağını zannederek ve
kendisinde hayr olduğunu umarak bir işe koyulmuşsak ve daha sonra da hata
ettiğimiz ortaya çıkmışsa en kısa zamanda bu hatadan vazgeçip doğru olanı
yapmalıyız. Çünkü hata etmek masiyet değildir. Ama hatada ısrar etmek ise
masiyettir. Nitekim bu ümmetin en ön safında olan sahabeler de Radıyallahu
anhum bazı konularda hata etmişlerdir. Ancak kendilerine Kur’an veya Sünnet’ten
hata ettiklerine dair delil getirildiğinde bu hatalarından vazgeçmişlerdir.
İşte iman fazileti buradadır; hata ettikten sonra vazgeçebilmek... Evet, bu
hata uzun seneler ve yorucu çabalar içeren bir hata olabilir. Ancak şunu
unutmamalıyız ki, hatadan, bunca içermiş olduğu uzun seneler ve yorucu çabalara
rağmen vazgeçebilmek hem imanımızın faziletini gösteren ve hem de ecrimizi
artıran bir ameldir. Nitekim sahabenin bir çoğu cahiliyye hayatını uzun seneler
yaşadıktan sonra iman edince, Rahman olan Allahu Teala, onların geçmişte yapmış
oldukları tüm günahları affederek büyük bir ecir ile nimetlendirmiştir. Hatada
ısrar etmek iman ehline yaraşmayan ve son derece kibirli bir tavırdır. Allahu
Teala bizi bu büyük fitneden korusun, Allahumme Amin.
Bazı meseleler vardır ki genelde samimiyet üzere başlar..
Ama maalesef samimiyet dışında olayı yürüten veya başlatan başka hiçbir etken
yoktur... Samimiyet ise tek başına yeterli olmaz... Bazı insanlar sadece
akılları veya mantıkları üzerine bir takım hareketler bina ederler... Tek
başına aklın veya mantığın temel alındığı hareketlerde şirke varıncaya kadar
her türlü kötülük bulunabilir. Bunun gibi tek başına samimiyet üzere kurulan
bir takım hareketlerin durumu ise genelde bereketin olmaması, kısa sürede
dağılma ya da hedeflenenin gerçekleştirilememesi olur.. Maalesef günümüzde bu
durumda olan birçok hareket bulunmaktadır.. Tek başına samimiyete dayanan
hareketler genelde akide, menhec ve şer’i usüller konusunda net olmadıkları
gibi, yapılması gerekenler konusunda da net değillerdir. Halbuki özellikle
dinin zirvesi olan cihad emri, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde
görüldüğü gibi ne sadece askeri strateji üzerine bina edilmiştir ne de sadece
şer’i konular üzerine... Aksine bu ikisi birleştirilmiş ve genel bir maslahat
üzerine bina edilmiştir... Bu genel maslahat ile ilk olarak şer’i emirler en
güzel şekilde yerine getirilmiş ve bununla birlikte de askeri ve siyasi
başarılar elde edilmiştir...
Kişinin bilgisi, tecrübesi ve gücü ancak Allahu Teala’nın
hidayet ve rahmet etmesi halinde faydalı bir hale gelir.. Yoksa salt
samimiyette olduğu gibi, salt bilgi ve güç de bizi bir yere taşıyacak
değildir.. Bu nedenle bizler Allahu Teala’dan bize hidayet ve rahmet etmesini
diliyoruz.. Bununla birlikte bu hidayet ve rahmetin sebeplerini işlemeye gayret
etmeliyiz.
Netice olarak bizler ilmin azaldığı bir dönemde
yaşamaktayız. Buna bir de ilim konusunda isteksiz davranmamız eklenince ortaya
çok büyük musibetler çıkmaktadır. Allahu Teala’nın Kitabı, dini ve Nebi’sinin
sünnetinde herhangi bir çelişki veya karışıklık bulunmamakta ve Rabbimizin
lüftu ile günümüze kadar da bu açıklık ve netliği ile bizlere ulaşmış
durumdadır. Ancak bizlerin gayret gösterip dinimize önem vermemiz ve onu
öğrenip hakkı ile yaşayabilmek için elimizden geleni yapmamız gerekir. Bu
noktada Allahu Teala’dan başarı, yardım, kabul ve bereket dileyerek sizlere
aşağıdaki siteyi ziyaret etmenizi ve istifade etmenizi tavsiye ediyoruz.
Şüphesiz hidayet ancak ve ancak Allah’tandır.
www.elhadid.com
 |

|